İçeriğe geç

Ot Dergi Şubat 2014

Kasımpatı

Bunca sene yokuşlar tırmanmış, dikenli patikalarda yürümekten ayakları kanamış, kan tükürmüş, kendi kanını yutmuş, kalbi birçokları tarafından pek çok kez kırılmış bir adam olarak öğrendiğim bir şey vardı: İnsan kendine acı vermekten keyif alan bir gerizekâlı çeşidiydi. Yani çıkarttığım tek ders bütün bu olanlardan hiçbir ders çıkartmadığımdı. Edindiğim tek kazanım, dış dünyadan ayrı kendime ait bir dünya yaratmaktı. Dış dünyadan özerk bir şekilde yaşıyordum. Dış dünyaya karşı sert, itici, uslanmaz bir orospu çocuğu. Kendi yarattığım küçük ütopyada ise üç beş insan vardı sadece. Onlara gerçek yüzümü gösteriyordum dış dünyada küfürler savurup, kaba saba bir adam olarak kendimi nasırlaştırmak, kırılganlığımı kaplamak adına mücadele ederken. İkiyüzlü olmaktı bu. “En azından bende sadece iki tane var” diye düşünüp rahatladım. Bir sigara yaktım aynanın karşısına geçip. Gözlerim kanıyorcasına kırmızıydı ağlamaktan. “Ne kadar çok kalbimi kırdılar değil mi?” dedim… “Oysa derdim aşk falan değil. Hayatıma hiç gitmeyecek bir arkadaş aradım.” Acıyarak bakıyordum karşımdakine. Bana hiç benzemeyen bir adam vardı. Zaman zaman bulduğumu sanmıştım o arkadaşı. Sandığım zamanlar ağzımın ortasına öyle bir sağlam yanarlı dönerli tekme çakmışlardı ki… Tırnaklarımı suratıma geçirdiğim olmuştu geceleri ağlarken. Yorganı yastığı ısırdım da kimseler duymasın diye.

 

Bütün bu kaostan sonra bir gün onunla tanışmıştım. ‘Çok büyük olan’dı adı… Kübra, fırtınalı bir günde kaldırımda yürürken yanıma düşen bir yıldırım gibi düşmüştü hayatıma. Yakıp kül ettiğini ise bir rüzgâr tozlarımı uzaklara savurduğunda fark ettim. Ona ilk sarıldığım günden sonra inandığım bir peygamber rolünü üstleniyordu hayatımda. İbadeti huzur vermek olan bir dini tebliğ ediyordu tek müridine kucak dolusu sarılarak…

 

Her güzel şey bitecekti elbet. Klişeler bu tür durumlar için vardı. Korkuyordu geçmiş tecrübelerinden. Bindiğimiz tren geçmişinin çığı altında kalacaktı. Zaten böyledir. İnsan hep başkasının bedelini öder. Günahkâr olanların şeytanın kibrinin bedelini ödediği gibi. İsa’nın günahkârların bedelini ödediği gibi. Taşı en günahsız olan atsın derler ama kayayı en günahsız olan yer. Sevdiğim kadın sevgilim kadın olmuyordu. Bu bazı yaralar açıyordu zaten kanayan gözlerimde. Değneğin bu kez iki ucu değil tamamı boka batmıştı. Bense bütün geçmişimi unutmuş boğazıma kadar ona batmıştım. İhanet her zaman ağır bedeller ödetirdi. Geçmişimi unutup kendime ihanet etmiştim. İnsan ne kadar acınası bir varlıktı böyle? Kendine ihanet eden bir canlı…

 

Oturup konuşmamız gerekiyordu. Ya ilk tanıştığımız yağmurlu Kasım akşamına geri dönecek, ona hiç sarılmamış olarak hayatıma devam edecektim ya da acıya katlanacaktım yanımda olması pahasına. İki yol da acı verecekti biri daha sancılıydı sadece. Biri kör olmaksa diğer çolak kalmaktı. Tanrı iyi bir adamdı. Tercih hakkı sunmuştu bana. Çolak ve eksik yaşamaktansa tamamen dibe vurup hiçbir şey görmemeyi tercih ettim. Kendi gözlerimi dağlayacak kadar acı çekiyordum. Oturduğum masanın başında hareketsiz bilgisayara bakıyordum. Bir yandan dişlerimi sıkarak ağlamamak için. Boğazıma kadar boka batmıştım ama yine de erkekliğe bok sürmüyordum. Kübra suratıma bakıyor, göz göze gelmek istiyordu. Üzgündü o da. Mutluyduk beraberken. Bu bozuluyordu. Gitmeyi istemiyordu aynı zamanda onun yoluna girmemi de. Arada yüzümü okşuyordu. İçimdeki bütün dağları devirdiğinin farkında olmadan bu hareketinin… Bütün konuşmalar yapılmış, cezalar verilmiş, bedel ödenmişti. Ben artık yolun kenarına geçip takılacak başka bir kamyon arkası bekleyecektim. O yoluna devam edecekti ileride büyük bir yönetmen olmak için. “Belki bir gün yazdığım bir senaryoyu çeker. Bu şekilde yollarımız kesişir” diye kendimi teselli ettim. Eşyalarını toplayıp kapıdan ve hayatımdan çıkmak üzere ayağa kalktı. Sarıldık. Kapıdan çıktı. Arkasını döndü. Küçük bir öpücük kondurdu dudaklarıma. Fonda Müslüm Gürses’ten “Her şey gönlünce olsun” çalıyordu. Gitti. Şarkı bitene kadar kapı açık bir şekilde bekledim. Çoktan gitmişti. Boşluğa bakıyordum sadece. Yapmam gereken tek şey bilgisayar başına geçip yeni edindiğim depresyonu atlatmamda bana yardımcı olacak porno filmler indirmekti…

 

Batuhan Dedde

Ot Dergi, Şubat 2014