İçeriğe geç

2013 Mayıs Ot Dergi

Torba Tutmak “Erdem” İster

Bizim semtte bir torbacı vardı. Erdem abi. Kimse sevmezdi. Bütün mahalle nefret ederdi. Bilirlerdi çünkü üstü kapalı da olsa ne iş yaptığını. Ben Erdem abiyi severdim. Çünkü insanları hor görmeden evvel tanımak lazım. Herkes Erdem abi için “tu kaka” diye bahsederdi. Neden? Tehlikeli şeyler satıyor çünkü. Tamam, eyvallah. İyi bir şey yapmıyor belki ama insanların içinde bulunduğu durumu yargılamadan evvel o duruma nasıl düştüklerine bakmak gerek. Okulun tam karşısındaki apartmanda yaşardı. Annesi ve kardeşi Emrah’la… Anası garip bir kadın, yaşlı, biraz da cazgır… Kardeşi de saldım çayıra mevlam kayıra modunda bir çocuktu. Bir keresinde annemden tokat yemiştim Erdem abiyle sohbet ediyorum diye. İşte insanlığımız bu kadar. Mahalledekilere kalsa Erdem abi ölmeliydi. İyi olan buydu, yaşamaya hakkı yoktu.

Kullandığı maddelerden mi bilemiyorum ama acayip felsefe yapardı Erdem abi. Hayatımda etkilendiğim ilk ve birkaç hikâyeden biri olan bir hayat hikâyesi vardı Erdem abinin. Bana hep derdi ki; “Dik dur. Ne olursa olsun, yaşamın sana ne getirirse getirsin, dizlerin kırılsa da ayakta duruyormuş taklidi yap.” Bir torbacıdan beklenmeyecek kadar çevik cümleler kurardı. Makine Mühendisliği mezunu, sol kolunun yarısını çok sevdiği işini yaparken bir makineye kaptıran bir adam. 12 yaşında tek başına Kars’tan İstanbul’a kaçmış, kabzımallık yapmış o yaşında, okula başlamış derken alışmış İstanbul’a… Sonra babası ölünce annesi ve kardeşi de yanına gelmiş. Erdem abi o zaman daha da güçlü hissetmiş kendini, zaman geçtikçe de güçlenmiş sahiden ve bütün zorluklara rağmen İTÜ’den mezun olmuş. Okul bitiyor, askerliğini tamamlıyor. Sonra ismini vermeyeceğim dev bir firmanın fabrikasında işe başlıyor güzel bir maaşla. İmkânları yokluktan varlığa geçiyor. Erdem abi bozmuyor burada da kendini… Sonra evleniyor… 1 tane de çocuğu oluyor…

Günün birinde evinin telefonu çalıyor Erdem abinin. Karısı açıyor telefonu. Telefondaki ses Erdem abinin hastanede olduğundan falan bahsediyor. Sonra öğreniyor ki karısı, Erdem abi kolunu fabrikadaki bir makineye kaptırmış. Artık çolak bir kocası var. Pek önemsemiyor bunu… Kocası sonuçta. Seviyor. 1 ay sonra Erdem abiyi nedensiz bir şekilde işten çıkartıyorlar. Nedensiz gibi gösteriliyor aslında. O fabrikada sakatlara yer yok! Karısı yine metanetli davranıyor. Sahip çıkıyor kocasına… Bir sabah kalktığında Erdem abi mektup buluyor salonda. Karısı her şeyi açıklıyor o mektupta… Bu zamana kadar katlanmasının sadece düzelir umuduyla olduğundan bahsediyor. Ancak işler daha da kötüye gelince kadın kaçıyor. Çocuğu da bırakarak… Erdem abi yine bozmuyor kendini. Kısmet, kader diyor… Tam bu duruma alıştığında bir adam geliyor bir şeyler söylüyor. Erdem abinin oğlum diye 2 yıl boyunca bağrına bastığı çocuğun aslında kendi oğlu olmadığını, karısının bir başka adamdan çocuğu yapıp ihaleyi Erdem abinin üzerine bıraktığı kesin bir şekilde belgelerle ortaya çıkıyor. Erdem abi de öfkesini çocuğu yetiştirme yurduna bırakarak alıyor. Sonra da izini kaybettirip bizim oralara taşınıyor annesi ve kardeşiyle…

En kısa özeti bu işte. Ama bunu o mahalledekiler bilmiyordu. Ben hariç. Bir de Murat vardı. O da hariçti. Benimkinden büyük kütüphanesi vardı. Hayatımda gördüğüm en marjinal tiplerden. Biz takılırdık onunla. Herkes sanırdı ki Erdem abiyle takıldığımız için bütün gün esrar içiyoruz. Hayatımda sağlam yediğim dayaklardan birine de Erdem abi imza atmıştır. Bir gün para uzatıp madde istedim. Çok pis dövdü beni. “Seni s.kerim” dedi… “Bir yerden duyayım, bir yerde göreyim içtiğini. Götünden tavana asarım” dedi. Yapardı da. Manyaktı çünkü.

Öyle bir adamın neden böyle olduğuna da gelince…

Fabrikadan atıldıktan sonra simit falan satmış bayağı bi vakit… “Her ne kadar zoruma gitse de satıyordum” diyordu… Sonra küsmüş. Tak etmiş canına. Vazgeçmiş her şeyden. Esrarla tanışmış, hapla tanışmış. Kötü adam olmayı tercih etmiş ya da onu oraya itmişler herkes el ele verip…

Bir gün okulun bahçesinde maç yaparken bağrışmalar duyduk. Erdem abi annesini camdan aşağı attı. Bir şey olmadı kadına. Birkaç hafta hastanede yattı. Sonra da zaten memleketine döndü. Erdem abiyi de birkaç ay ortalarda görmedik. Geldi sonra geri. Annesini neden camdan aşağı attığını anlattı. Evde kavgaya tutuşmuşlar. Annesi Erdem abiye, “Karını elinde tutamadın bile, adam değilsin” gibisinden laflar ediyor. Erdem abinin de kafası güzel. Atmış camdan aşağı. Sonra bütün mahalle daha da tiksindi annesine kastetti diye. Kimse arka planda olanlara bakmadı. Yine dışladılar. Erdem abi yine ‘öteki’ oldu…

Başka bir zaman da yine okulun bahçesinde top oynuyoruz. Yaz aylarından biriydi. Trafik durdu, bağrışmalar falan. Dışarı çıktık, polisler vardı. Erdem abiyi çembere almışlar. Erdem abinin elinde piknik tüpü var, gazı açık. Elinde de bir çakmak. “Yaklaşmayın, çakarım” diye tehdit ediyor polisleri. Sonra sakinleşti. Polisler dövmeye başladılar gözaltına alıyoruz bahanesiyle. 20 kişi maç yapan arkadaş grubuyduk. Kimse müdahale etmedi. Araya girmek istedim. Polisin biri copla sırtıma vurdu. Gözümden yaş geldi. Bir daha araya girmek istedim. “Adamı öldürüyorsunuz abi bırakın” dedim. Beni de aldılar karakola… Birkaç saat sonra beni bıraktılar. Erdem abi orada kaldı. Bir hafta sonra da onu bıraktılar. Dövmüşler bayağı…

Erdem abi karakoldan döndükten sonra aradan üç gün geçti. Bir sabah okula gidiyorum. Saat sabahın 6.30’u… Erdem abilerin binanın önünde ambulans var, polis var… Millet camlardan bakıyor. Bir şey olduğunu anladım. Hızlanmaya başladı adımlarım. Tam oraya yaklaştığımda ceset torbasıyla birini çıkarttılar. Aklıma ilk gelen Erdem abinin kardeşi Emrah’ı öldürdüğü oldu. Sonra Emrah kapıdan çıktı. Geriye kalan tek seçenek vardı. O da doğru seçenekti.

36 yaşındaydı onu son gördüğümde. Hala da öyle. 36 yaşında. Çünkü o yaşında öldü. O sabahın akşamında, Erdem abi 19 sayfalık bir veda mektubu yazmış, yaklaşık 20 küsür tane uyuşturucu hap yutup merdivenlerden inmeye çalışırken ikinci kattan yuvarlanmış, öylece de kalmış. Çünkü gece olduğundan kimse görmemiş, duymamış. Beyin kanaması geçirmiş merdivenlerden başına aldığı darbelere bağlı olarak. Belki ilk anda müdahale edilse yaşardı. Yaşamadı ama. Kimse de anlamadı Erdem abiyi. Ben hep anladım. Hiç hor görmedim. Eğer öyle bir insan o hallere düşüyorsa mutlaka vardır bir iten… O hale keyfi düşmezdi çünkü Erdem abi. Sonra hiç unutmadım o adamı… Kelimelerle bir torbacıya yakışmayacak kadar klas çalım atabilen, bir yandan da insanlara uyuşturucu satarak “ekmek parası” kazanan Erdem abiyi hiç unutmadım. Unutmam da…

Batuhan Dedde

Ot Dergi, Mayıs 2013