İçeriğe geç

Ot Dergi Ekim 2013

Bir 7.65’lik, Bir Magnum ve Bir Âşık – 1

 

İlk âşık olduğum kadının adı Zerrin’di. Orta ikinci sınıf bitmek üzere, yan sınıfımızdaydı ve 4-5 apartman yan tarafımızda oturuyordu. Aynı sokağı da paylaşıyorduk böylece. O yaz tatiline memleketi Kilis’e gitmesi gerekti. Gitti de. Ona orada bir araba tamircisi tecavüz etti ve evlendiler. Ayrı zamanlarda biri erkek biri kız. Sonradan bir oğlu daha oldu, adı Batuhan. En küçükleri. Şimdilerde düşündüğümde, taze bir çocuk olmam benim için büyük şansmış, nasıl bir dram olduğunu anlamadığım için hayatta kalmışım. Aradan pek çok uzun zaman geçti, hiç ders almadım. Başka kişilere de aşık oldum. Acı, bu kez değişik kalıplarda uğradı evime. Bazen bir ihanet oldu, bazen bir yalan, bazen de sebepsiz bir terk ediliş.

 

Onu gördüğümde direkt olarak kendime fırsat tanımadan aşık oldum. Başka bir şehirde yaşıyordu ancak delikanlılığımın başlangıcıydı. Biraz daha aklı başında hissediyordum kendimi, biraz daha olgunlaşmış ve hatalarından ders çıkartmış. Yanılmışım. Kendimi bir sabah erkenden Yenikapı Feribot İskelesinde buldum. Bursa’ya gitmek üzere. 4 Ağustos günü saat 9’u 15 geçiyordu, Mudanya/Güzelyalı İskelede kanıma karışacak, hayatımı saracak mavi gözlü kanseri bekliyordum ve gergindim. Onu beklerden kaldırıma oturmuş, sırtımı demir korkuluklara yaslamış gölgede bir şeyler yazıyordum defterime onunla ilgili. Geldi. Üzerinde beyaz bir tişört vardı. Fotoğraflardan daha güzeldi. “Az bulunan türden” diye düşündüm. Çünkü çok az insan günlük yaşantısında da fotoğraflar kadar güzel olabilir. Güneşin altında biraz yürüdük. Konuşamıyordum. Ben gitmiştim, yerime sınıfın asosyal, konuşamayan, cümle kurmayı sevmeyen çocuğu gelmişti. Sahilde bir yere oturduk çay içmek için. Bir refleks ile 11 yıl boynumda taşıdığım Davut yıldızı kolyeyi çıkartıp boynumdan onun boynuna taktım. 11 yılın getirisi olarak kolye bir kimlik kazanmıştı, bir adı vardı. Josephine.

 

O gün Tuğba, uzakta oturan kuzeniymişim gibi davrandı bana. Bursa’yı gezdik, dolaştık. Arkadaşlarının yanında takılırken ben yoktum gibi. Sıkıldım. Gitmek istedim ama beni oraya mıhlayan şeyler vardı. Bütün gün dolaştık. Akşamüzeri tutup beni kolundan evine götürdü, annesine. Makarna yaptı, yedik. Hayatımda yediğim en lezzetli makarnaydı. Bir daha gelmek için söz aldım ve geri döndüm. Sonraki zamanlarda haftanın birkaç günü Bursa’da oldum. Aradan aylar geçmişti. Aramızda hiçbir şey yoktu ama onun yanında olmaktan çok mutlu oluyordum. Ona ne kadar aşık olduğumu biliyordu. Hoşuna gidiyordu bu onun. Bu iş böyledir. Bazı kadınlar edebiyatı sevdirir, bazı kadınlar edebiyat yaptırır ve edebiyat tarihi iki numaralı kadınları asla affetmez. Üstelik bir de kitap yazmıştım bu kadına. Ne kadar güzel bir aşıktım tanrım! Bütün bu güzel şeylerin arasında bataklıktaki bir çiçek olmayı tercih etmiş bir obje vardı bu acıklı olduğunu sonradan öğreneceğim ufak hikayede. Uyuşturucu bağımlısı bir adam. Tuğba’dan on yaş büyük, iki kızı var ve bekar. Tuğba ona bağımlıydı. Ona bağımlı olduğu yetmiyormuş gibi uyuşturucuya da bağımlıydı. Hayatıma girebilecek en terörize kadın girmişti. Hem sevgimi besleyecek, hem kadına sahip çıkacak, hem de bağımlılığına sahip çıkacaktım. Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan bir sabaha karşıydı. Henüz saatler olmuştu Bursa’dan geleli. Tuğba, moralinin bozuk olduğunu söylüyordu. 26 Ağustosu gösteriyordu takvim ve çok sıcaktı. Bu tehlikeydi. Morali bozuktu ve uyuşturucu kullanacaktı. Beni tanıdığından hiçbir şey söylemeden Bursa’ya gitmemem gerektiğinden bahsetti. Ben çoktan yola çıkış planları yapmaya başlamıştım bile. Cebimde 30 liram vardı. Bu beni Bursa’ya götürüyordu sadece. Levin’i arayıp sabah Mudanya postanesine para yatırması gerektiğini söyledim ve okey aldıktan sonra yola çıktım. Kusursuz bir matematiksel hesaplama yapmıştım. Tam onun evden çıkıp işe gideceği vakitte ben yanında olacaktım ve böylece 40 dakikalık otobüs yolculuğunu onunla birlikte geçirebilecektim. Sonra o gece 01.00 sularında çıkmak üzere işe girecekti, bende İstanbul’a dönecektim. Morali yerine gelecekti.

 

İskelede feribottan inip postanede 1 saat kadar sıra bekledikten sonra bankodaki kadın paranın Mudanya Merkez Şubede olduğunu, şu anda bulunduğum şubenin Güzelyalı olduğunu söylüyordu. Bu aksilik hesaplamalarımı da alt üst etmişti ve cebimde 1 lira dahi yoktu beni Mudanya’ya ulaştıracak. Yürüyerek gitmek aşırı vakit kaybıydı. Dolmuş durağında beklerken bir teyze yanımda dikilmeye başladı ve o teyzeye durumu anlatıp yol ücretimi verip veremeyeceğini sordum. Olumlu cevap aldıktan bir süre sonra Mudanya Merkez Şubeye varmıştım. Burada da sıra çoktu bir süre bekledikten sonra insanlardan tek tek rica ederek en ön sıraya kadar geldim, paramı çektikten sonra Bursa’ya gitmek üzere dolmuş durağına doğru yürürken Tuğba “Sakın Bursa’ya geldim deme!” içerikli bir mesaj attı. Aradım. Telefonu açtığın gülümsedim. “Hayır” dedim, “Henüz Mudanya’dayım.” Telefonun suratıma kapanması bu boktan komik anı mahvetmiş, bir cenaze merasimine dönüştürmüştü. Dolmuşa binip Bursa’nın yolunu tutmuştum. “Sümsük orospu çocuğu” dedim kendi kendime. Normal şartlarda İstanbul’a dönmem gerekirken hala Bursa’ya gitmeye uğraşıyordum. Bir süre sonra telefon çaldı. Tuğba arıyordu.

 

– Efendim

Ya Batu. Sana gelme diyorum ısrarla geliyorsun. Nasıl görüşücez şimdi? Ben işe gidiyorum gece 4’de çıkıcam

-Sorun değil. Ben biraz takılırım Bursa’da, dönerim sonra geri. Kendini iyi hissedersin diye gelmiştim.

 

Telefon ikinci kere yüzüme kapanıyor. Bazı hatalarından hiç ders almıyor insan. Altıparmak ve çevresindeki sokaklarda aylak aylak dolaşırken telefonum çaldı. Ankara’da yaşayan bir abi. Durumu anlattığımda paramın olup olmadığını sordu. “Yeteri kadar var” dedim. Yine de hesap numaramı aldı ve birkaç saat sonra bir miktar para gönderdiğini söyledi. Ekonomik olarak kendimi güvende hissetmek beni mutlu etmişti. Yemek yerken daha sonraları beni dolandıracak olan abim aradı. Ona da durumu anlattığımda “Kardeşimiz orada savaşıyo, parasız olmaz” deyip bir miktar para da o göndermişti. O gece Bursa’da kalmaya karar vermiştim…

Batuhan Dedde

Ot Dergi, Ekim 2013