[06-Dec-2018 14:25:44 UTC] PHP Fatal error: Call to undefined function add_action() in /home/batuhandeddecom/public_html/wp-content/themes/author/inc/customizer.php on line 3 [06-Dec-2018 19:32:16 UTC] PHP Fatal error: Call to undefined function add_action() in /home/batuhandeddecom/public_html/wp-content/themes/author/inc/customizer.php on line 3 [06-Dec-2018 21:36:39 UTC] PHP Fatal error: Call to undefined function add_action() in /home/batuhandeddecom/public_html/wp-content/themes/author/inc/customizer.php on line 3 2016 Mayıs Ot Dergi – Batuhan Dedde İçeriğe geç

2016 Mayıs Ot Dergi

“Hayatımın geri kalanıyla ne yapacağım?”

Richard Brautigan

Kaldırıma atılmış bir masada oturuyorum, dünyanın en yalnız adamı hissiyle. Dünyanın en yalnız adamı hissi tarafından kuşatılmış bir şekilde. Aynı masa gibi, olmamam gereken bir yerde duruyor gibiyim. Hiç tanımadığım bir coğrafyanın içinde kaybolmuş, tanıdığım/bildiğim yerleri özlüyor gibi. Her şey sinir hücrelerine kadar tükenmişlik sendromuna saplanmış. Bütün sesler çok uzaktan bağırılmış, gelirken yorgun düşmüş gibi. Sevdiğim, sevmediğim herkesin öldürülüp de, onların cesetlerine dokunmam, kan kokularını duymam için sadece benim sağ bırakıldığım bir cehennem simülatörünün içindeyim. Hatıralar ve cesetlerle baş başa, ölemiyorsun da. Yok olması gereken bir gezegende her şeyi yok ederek hayatta kalıyorsun, kıyım insanlığın en iyi becerdiği iştir.

Masanın kaldırımda işi ne?

Cebimden sigaramı çıkartıp üzerine koyuyorum. Defterimi, çakmağımı. Masa, normal bir masa. Edip Cansever’in hayatını buraya kadar biliyorum. Bilinen her şeyin bir anda unutulmasıyla meydana gelmiş bir yalnızlık hissiyle oturuyorum masada. Dilini konuştuğum, kültüründe var olduğum kavim, gece ben uyurken yok olmuş gibi, bırakıp gitmiş gibi, siktir olup gitmiş gibi. Çok başka bir kültürün içinde, dilini bilmediğim, cismini ilk kez gördüğüm canlılar geçiyor gibi kaldırım taşlarını ezerek. Gece ben uyurken kaçanları anlamlandırmaya zorluyorum zihnimi. İnce bir deftere bakıp gülümsüyorum. Ne acı. Dolu dolu yaşadım diye övündüğüm hayatım duruyor kenarları kırışık defterin içinde. Benim de, diyorum garsona. Benim de hayatımın kenarları böyle kırışmış ve kırılmıştı. Garson beni deli sanıyor. Güleceğim tutuyor, karşımdaki adamı Kafka sanıyorum bilmem kaçıncı sigaramı ezerken masadaki kül tablasına. Paçama yapışan bu çamura sade bir törenle Kafka adını takıyorum.

Masanın kaldırımda işi ne?

Kimseye anlatamıyorum yaşam hakkı reddini. Yaşamın içinde, alışkanlıklarına boğulmuş bireylerin yüzüne, zıpkın atılmış gibi oluyor bir yaşamama isteği. Evet, hatırlıyorsun sen de, aklından intiharın değil, oyun oynamanın geçtiği günleri. Akşam ezanının sana sadece bir ibadet çağrısı değil aynı zamanda eve girme vaktinin geldiğini anlatan çağları. Eve girip de ağzını musluğa dayayarak kana kana su içtiğin günleri.  O susuzluk gibisin şimdi her şeye.  Hele ki permatik gördüğünde ölümün değil, babanın sakallarının aklına düştüğü o vakitler. Herkes gibi sen de isterdin dokuz yaşında kalmak. Mandalina kabuklarını, az evvel dibinde leğen içinde banyo yaptığın sobanın üzerine yaymayı daha çok özledin.

Eskiyi düşlüyorsun, acılarının sana geçmişten yazdığı mektubu okuyormuş gibi hissettiğin zamanlarda. Her şeyden bihaber ama iş hakkını aramaya gelince dünyayı ikiye yırtan çocuğu özlüyorsun belki. Büyüyen kim istemez ki geçmişteki gibi dünyadan bihaber yaşamayı?  Gökyüzünden bulutlar geçiyor. O zamanlarda da geçiyordu ama sen daha az üzülmüş, daha az parçalanmış gözlerle bakıyordun hayata. Şimdi her şey kan revan. Öptüğün ilk insanı düşlüyorsun, belki bu seni biraz rahatlatıyor. Neler hissetmiştin, neler düşünmüş, nasıl endişelenmiştin. O şarkılar da bu kadar kesmiyordu etini. Bir korku anında sarılıp kendini güvende hissettiğin ebeveynlerine yine sarılmak istiyorsun belki, annenin dizine kafanı koymanı. Ama yapamıyorsun, artık kolların dokuz değil yirmi dokuz yaşında ve kafan, annenin dizini acıtacak kadar ağırlaştı.

Kafanı yastığa koyduğunda arkandan gelip üzerini örtecek tek kişi de sensin artık. Birkaç zaman sonra herke karışacaksın. Bütün bu endişelerini unutup hayatta kalmak için başka hayatları yıkıma uğratacaksın. Sonra bir gün, hiçbir şey olmamış, hiç var olmamış gibi yok olup gidecek, hiç olacaksın. Belki birkaç tanıdığın ağlayıp musalla taşındaki tabutunu gösterecek, bir masaymışçasına tabut, bağıracaklar etrafa;

Bu tabutun burada işi ne?

Batuhan Dedde

Ot Dergi, Mayıs, 2016

Tarih:Arşiv

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir