[06-Dec-2018 14:25:44 UTC] PHP Fatal error: Call to undefined function add_action() in /home/batuhandeddecom/public_html/wp-content/themes/author/inc/customizer.php on line 3 [06-Dec-2018 19:32:16 UTC] PHP Fatal error: Call to undefined function add_action() in /home/batuhandeddecom/public_html/wp-content/themes/author/inc/customizer.php on line 3 [06-Dec-2018 21:36:39 UTC] PHP Fatal error: Call to undefined function add_action() in /home/batuhandeddecom/public_html/wp-content/themes/author/inc/customizer.php on line 3 2015 Eylül Ot Dergi – Batuhan Dedde İçeriğe geç

2015 Eylül Ot Dergi

Bu Kaça

Yoksul semtlerde olur. Zengin semtlerde var mıdır bilmiyorum, hiç karşılaşmadım. Biz küçükken mahallemize pamuk şeker, macun vb. şeyler satan adamlar gelirdi. Bir tahta sopaya astığı pamuk şekerler ve bilumum dandik plastikten oyuncaklar. Su tabancaları, komik gözlükler, düdükler falan. O zamanlar “Çin malı” diye bir şey yoktu, hatta Çin bile yoktu bizim için, küçük ve yoksulduk. Coğrafya, siyasi haritalar ve jeopolitik konumlar umurumuzda değildi. O tahta sopada asılı duran bütün materyalin fiyatını bilirdik ezbere ama yine de sorardık. Hepsini. Tek tek. “Şu ne kadar?”, “Bu kaça?”, “Bu gözlüğün mavisinden var mı abi?” Bütün fiyatları ezbere bilirdik çünkü her gün gelirdi mahalleye o adamlar, her gün de sorardık. O da bilirdi çok zaman alamayacağımızı ama her gün bıkmadan tek tek sorularımızı cevaplardı. Biz böyle mutlu olurduk. Alamadığımız oyuncakların fiyatını sorarak.

2012 yılında maddi ve manevi kuyuların dibinde sürtüyordum. Öyle kötü günlerdi ki o günler, 3-4 gün boyunca “püskevit” ve “su” ile yaşadım. Şaşırtıcı gelmişti o günler bana. Bilgisayarın karşısına oturduğumda edebiyata ilgi duyan çok kimsenin ismini duyduğu, “ünlü” diye pompaladığı adamın cebinde yemek alacak parası yoktu. Biraz zoruma gitmişti bu durum ama şöhret hastalığına yakalanmadım hiç. Bir gün öyle bunaldım ki, çıktım evden. Yürüdüm. Beşiktaş’a kadar. Ellerimi ceplerimle doldurdum. Midemi kramp ve stres ile. Yürüdüm. Saatlerce. İyi gelirdi o zamanlar yürümek. Eve dönerken cebimde tam 20 lira vardı. Oturduğum sokağa girip eve doğru yürürken karşılaştığım manzara beni şok etmişti. Bir adam yürüyordu bana doğru. Elinde uzunca bir sopa, üstünde pamuk şekerler, dandik plastiklerden oyuncaklar. 5-6 tane çocuk adamın etrafını sarmışlar. Bir tanesi soruyor; “Bu kaça?”, gözlerim doluyor. Bir diğeri sordu; “Bunun kırmızısından var mı abi?” Çocukluğuma kadar koşup geri geldim o an. “Bu kaça?” Anahtar kelime buydu. “Bu kaça?” demek, “Abi ben bunu o kadar çok istiyorum ki bu ufacık kalbimle, bunu alacak param yok ama üzülmüyorum da, garip hissediyorum ve küçük olduğum için bunu ifade edemiyorum, bunu bana versen dünyadaki en mutlu çocuk ben olurum” gibi bir anlam barındırır. Açılımı daha büyür bu cümlenin…

“Bu kaça?”

Çocukluğumu taradım saliseler içinde. Çocukluk arkadaşlarımı, iş güç sahibi olanları, evlenip çoluk çocuğa karışanları, parayı vurup zengin olanları ve hâlâ bir baltaya sap olamamış, yazar olacağım diye aç gezen kendimi. Düşündüm. Saliseler geçti. Bir yandan da yürüyorum. On beş adım uzaklaşmışım oradan, sonra on beş adım geri döndüm.

“Bu kaça?”

“İki lira usta.”

“Tamam, ver çocukların hepsine birer tane.”

Teşekkür bile edemediler, öyle mutluluk. Oraya buraya koşturdular. Bir tanesi döndü arkasını koşarken, “Sağ ol abi” dedi. Sonra döndüm gittim. Cebimdeki son 2 lira ile 4 dal sigara alıp bakkaldan, girdim eve. Uzandım salonun ortasına, yüzümde harika bir gülümseme ile. Yaptığım bu yatırımı değerlendirdim. Kârlı çıkan bendim. Cebimdeki son parayla 9 tane veledi, 9 tane “çocuk beni” mutlu etmek, trilyon yatırım yapsam, elde edemeyeceğim bir keyifti. Yaşadım bunu. Sonra akşam karnım aç bir şekilde uyudum. Ama mutluydum da…

Batuhan Dedde

Ot Dergi, Eylül 2015

Tarih:Arşiv

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir