[06-Dec-2018 14:25:44 UTC] PHP Fatal error: Call to undefined function add_action() in /home/batuhandeddecom/public_html/wp-content/themes/author/inc/customizer.php on line 3 [06-Dec-2018 19:32:16 UTC] PHP Fatal error: Call to undefined function add_action() in /home/batuhandeddecom/public_html/wp-content/themes/author/inc/customizer.php on line 3 [06-Dec-2018 21:36:39 UTC] PHP Fatal error: Call to undefined function add_action() in /home/batuhandeddecom/public_html/wp-content/themes/author/inc/customizer.php on line 3 2013 Nisan Ot Dergi – Batuhan Dedde İçeriğe geç

2013 Nisan Ot Dergi

Muzun Amına Koyim Baba

Üç kardeşiz. 32 yaşında bir ablam, 17 yaşında bir erkek kardeşim var. Ablam doğduğunda maddi olanaklarımız mükemmeldi. Ablam için o zamanlar Türkiye’de bulunmayan şimdi ise neredeyse bakkallarda bile satılan bebek mamaları Avrupa’dan gelirdi. Ablam her şeyin en iyisini tüketirdi. Para kazanıyordu çünkü babam, kazandığı kadarını da harcıyordu karısı ve kızından oluşan bu çekirdek ailesi için…

Sonra babam bir gün kumara başladı. Kaybetti. Sonra bir daha kaybetti. Sonra bir daha kaybetti. Hep kaybetti ondan sonra. Her şeyi kaybetti. Evini, dükkânını, mutluluğunu, ailesinin ona olan sevgisini, saygısını ve güvenin… Hep kaybetti.

O dönem annem bana hamileydi. Doğum yapacaktı.  Masraf kapısıydı bu. Babam her şeyi kaybetmişti. Elinde kalan tek şey yarısı inşaat halinde olan yeni yaptırdığı evdi. Ben annemin karnındayken hep birlikte o eve göçtük. O gün babam zorla da olsa evin pencerelerini taktırdı. Tuvalet yoktu, banyo yoktu, odanın biri haricinde diğer bütün yerler harç, kum, çimento yığınlarıydı. Kapılara çarşaflar asılmıştı çünkü kapı takacak bir kasa yoktu eşiklerde. Gece oldu. Annem üşüdü. Ablam üşüdü. Babam üşüdü. Ben üşümedim. Annemin karnındaydım. Bu durum böyle devam etti ben bu .mına koydumun yeryüzüne “selamın aleyküm” diyene kadar… Annem babama tavır aldı. Kızgındı. Üşüdüğü için kızgındı. Huzurunu kaybettiği için kızgındı. Bir gün içerde sıkılmış olmalıyım ki, annemin rahim duvarlarını yumrukladım. Tekme attım. Babaannem eski toprak. Eve geldi. Yengemler de geldiler. Sular ısıtıldı. Babam odadan dışarı çıkarıldı. Ben dışarı çıktım. Çıkarken kafamı rahim duvarına çarptım. Ondan bu hastalıklı tavırlarım. Ben içerdeyken ev de kendini tamamlamıştı. Beraber büyümüştük. Önce yerleri yapmışlardı. Sonra kapılar falan takıldı. Sonra babam bir gün bir sürü eşyayla geldi. Yepyeni mobilyalarla. Ders almıştı yaptıklarından. Öylece büyüdüm. Bir gün babam eve geldi. Otomatik çamaşır makinesi aldığını söyledi. Neydi ki lan o? Annem merdaneliyi atacağı için sevinçliydi çok. Ben de sevindim. Korkardım merdaneden. Çalışırken izlerdim. Kolumu kapacakmış hissi uyanırdı içimde. Sonra annemle babamın işte olduğu bir günde kapıyı çaldı iki tane adam. Kare, demir bir koliyi getirip kurdular mutfağa. Anneannem vardı evde. Ben vardım. Ablam vardı. Makineyi kurup gitti adamlar. Ablamla merak ettik. Çalıştırmak istedik. Kullanma kılavuzunu okudu ablam. Kirli çamaşırları içine attı. Anneannem kömür sobasının üzerindeki içi sıcak su dolu güğümü getirdi. Ablam güldü. Ben anlamadığım için gülmedim. Ablam dedi ki, “Bunun içine su koyulmuyor, kendi otomatik suyu varmış anneanne” Ne demek istedi anlamadım. Az sonra anlayacaktım. Hatta ağlayacaktım. Ablam çamaşırları attı. Deterjanı koydu. Bir yandan da elindeki kullanım kılavuzunu büyük bir dikkatle okuyordu. Makinenin önüne oturdum. Düğmeye bastı. Yanıma oturdu. Makineden büyük bir gürültüyle “Fışşşşş” diye bir ses çıkıyordu. Ben ağlamaya başladım. Ablam da ağlamaya başladı. “Bozduk makineyi annem ağzımıza sıçacak daha gelir gelmez bozduk” diye ağladım. Ablam da ben ağlıyorum diye ağladığını söyledi sonradan ama pek inanmadım. O da korkmuştu. İki tane salaktık aynı kanı taşıyan. Sonra makinenin sesi düzeldi. Biz de ağlamayı kestik. Öylece bitti o gün.Aradan zaman geçti. Biraz daha büyüdüm. Okula yazdırdılar. Çok ağladım.

Annem beni bırakıp gittiğinde ıssız bir adaya düşmüş gibiydim. Yaşıtım olanlara salak gibi bakıyordum. Öğretmen tahtaya bir şeyler çizdi. “Bunun adı su bardağı” dedi. “Defterin bir sayfasını bununla doldurun.” Elimi kaldırdım. “Evet” dedi. “Söyle evladım” “Öğretmenim” dedim… “ Onun adı ‘u’ harfi. Su bardağı değil.” Kafama cetvelle vurdu. “ukala” dedi. Sınıftaki çocuklar su bardakları, uzun çubuklar, şemsiyeler yazarken ben bütün alfabeyi tamamlamış, fişleri de yarısından fazlasını bitirmiştim. Acelem vardı çünkü. Kaçmalıydım o ıssız ada sandığım sınıftan. Ben hikâye kitaplarımla gitmek istiyordum ama müfredat dedikleri adam buna izin vermiyormuş. Öyle söylediler. Kimse okumayı bilmiyordu. Şaşırdım. Okuma-yazmanın okulda öğretilmesi gerektiğini o an öğrendim. Ablama kızdım. Beni öğrenmem için o kadar sıktı diye. Zaman geçti. Çok şükür ki sınıftakiler okumaya geçti. Çöp adamların olduğu üç beş yapraklı kitapları okuyorlardı. Ben Fareli Köyün Kavalcısı tarzında kitaplar götürüyordum. Artık müfredat denilen adam buna izin vermişti. Gönlümce okuyordum. Müfredatın bir kurallar bütünü olduğunu 2. sınıfa geçtiğimde öğrendim. Bu kadar da salaktım…

Zaman biraz daha geçti…

Kardeşimin yeni doğduğu bir dönemdi. Zaten yarım olan pabucun da dama atıldığını hissetmekten ziyade gördüm. Babam kumarbazdır. Ben onun karo valesiyim. Bir gün sarhoşken, gözleri kanlıyken, kumar masasında yüksek bir miktar kaptırıp eve geldiğinde o ispirtolu ağzıyla söylemişti bunu bana. Öyle derin yönleri olan bir adam değildir. “Sen benim karo valemsin” dedi. Ben o yaşta karo valesinin ne olduğunu bilmiyordum. İlkokul dördüncü sınıfta öğrendim.

Zaman geçti. Daha da büyüdüm. 97 ya da 98 yılı olması gerekiyor. Babam bana bir bilgisayar aldı. O zamanlar bilgisayarın olması çok t.şaklı bir olaydı. İnternet denilen bir şey çıktı sonra. Babam ondan da aldı bana. Telefonun kablosunu takıyordum, modem dedikleri cihazdan değişik sesler çıkıyordu bağlanırken. Sonradan öğrendim. Ağlamadan önce. Teyzemin oğlu modemi ilk bağladığında sesler gelmeye başladı. Çok ağladım. Bilgisayarımı bozdu sandım. Sonra beni sakinleştirdi. O seslerin modemin bağlanma sesleri olduğuna ikna etti…

Zaman yine geçti. Geçmekten bıkmadı.

Ortaokula başladım. Bir gün babam beni karşısına aldı. Bir şeyler anlatmak istediğini söyledi. Ben de ilk kez onu dinlemeyi istedim. Anlatmaya başladı… “Sen şanssızsın.” Dedi… “Neden?” dedim. “En fakir sen büyüdün” dedi… Sonra bir şey anlattı. Bir gün hatırlamadığım bir küçüklükteyken muz istedim. Babam da o muzu bana alabilmek için evden işe yürüyerek gitti. 2 saat yürüdü. Sonra akşam gelirken de 2 saat yürüdü. Yarım kilo da olsa aldı o muzu bana. Ağlayarak anlattı. Ben de ağladım. “Siktir etseydin keşke. Muzun .mına koyim baba, ne yürüdün o kadar yolu” dedim. Babam bir tokat attı ve dedi ki, “Nimete küfredilmez eşşoğlueşşek”

Batuhan Dedde

Ot Dergi, Nisan 2013

Tarih:Arşiv

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir