[06-Dec-2018 14:25:44 UTC] PHP Fatal error: Call to undefined function add_action() in /home/batuhandeddecom/public_html/wp-content/themes/author/inc/customizer.php on line 3 [06-Dec-2018 19:32:16 UTC] PHP Fatal error: Call to undefined function add_action() in /home/batuhandeddecom/public_html/wp-content/themes/author/inc/customizer.php on line 3 [06-Dec-2018 21:36:39 UTC] PHP Fatal error: Call to undefined function add_action() in /home/batuhandeddecom/public_html/wp-content/themes/author/inc/customizer.php on line 3 2013 Haziran Ot Dergi – Batuhan Dedde İçeriğe geç

2013 Haziran Ot Dergi

Nosokomefobi

Süleyman Dede, 12 Eylül öncesi Edebiyat öğretmenliği yapan bir adamdı. Bir gün onu okul çıkışında aldı polisler, 11 ay sonra çıkarttılar soktukları işkence koğuşlarından. O 11 ay, vücudunda izler bırakmıştı, ruhunda izler bırakmıştı bununla da kalmayıp mesleğinden de re’ sen emekli edilmişti… Sadece devletin siyasi görüşüne karşıt bir görüşe dâhil olduğu içindi bütün bu olanlar ya da insan olmanın bedeliydi bu ülkede. Morgan Freeman’ın filmlerde girdiği karakterlerin günlük yaşantıda karşılaşılabilir haliydi, kişiliği, konuşmaları ve tavırları.  Yıllar sonra kanuni değişiklikler oldu, devlet işinde çalışabildi tekrardan ama öğretmenliğini geri vermediler. O da yine devletin başka bir koluna girdi çalışmak için, bir belediyeye… Süleyman Dede, kâbusun bittiğini düşünse de, öyle olmuyor hiç. Bir kere mimlenmiş! Görüşlerinden dolayı ezilmesi gereken bir böcek olduğunu düşünüyor olacak ki amiri, onu aşağılayacaklarını zannedip sokak süpürme işine veriyorlar hem de Süleyman Dede’nin oturduğu muhite. Belki rencide olur da bırakır işi diye… Süleyman Dede, sabrediyor epeyce uzun bir süre bu işine devam ediyor. Emeğin ne olduğunu bilen adamlardan…  Bir gün tekrardan değişimler oluyor devlet ve devletin alt kademelerinde. Pat! Süleyman Dede önce zabıta, yıllar sonra da zabıta müdürü oluyor. Onuruyla da bu mevkiden emekli oluyor. Aradan yıllar geçiyor, sıcak bir yaz günü yüksek tansiyona bağlı felç geçiriyor Süleyman Dede…

Amcasını hastanede o haliyle gördükten sonra hastanelerden daha fazla nefret genç adam. Ağır bir dönem oluyor herkes için ama çocukluğunuidol kahramanı olan adamı o halde görmek, en çok genç adamiçin ağır oluyor.  Hayatını onuru ve şerefiyle yaşamış amcası hâlâ felç. O gün amcasını hastanede o şekilde gördükten sonra, nosokomefobisi daha da tavan yapıyor genç adamın, hiçbir şekilde giremiyor hiçbir hastanenin kapısından içeri.

Genç adam üniversiteyi garip bir Anadolu şehrinde okuyor… Bir gün küpe taktığı için yörenin bağnaz gençleri müdahale etmek istiyor genç adama, e o da İstanbul gibi bir yerde üstelik sağlam varoşlarından birinde büyümüş, pabuç bırakır mı? Sağlam bir kavgaya tutuşuyorlar, galip geliyor. Akşamında da tenha bir sokakta sıkıştırıyorlar genç adamı epeyce bir dayak! Birkaç yerinden de yaralanıyor kesici aletlerle. Etraftakiler genç adamı hastaneye kaldırıyorlar, acilden içeri girerken kendini sedyeden aşağı atıyor, nosokomefobiyüzünden içeri giremeyeceğini belirtiyor. Sağ olsun, doktor da anlayışla karşılıyor ve genç adamın dikişlerini acilin kapısında, sedyenin üzerinde atıyorlar ve kaybettiği kanı da kanı da yine acilin kapısında zerk ediyorlar vücuduna kan grubu uyuşan bir arkadaşından alıp…

Geçtiğimiz yaz sonu, sonbahar yeni yeni geliyor, hissettiriyor kendini. Genç adam yani ben,  Eylül ayında doğdum ama büyük laneti var bu ayın üzerimde. Her yıl mutlaka canımı yakacak bir şeyler oluyor. Soteye yattım bekliyorum bu Eylül’de neler olacak diye. Bir gece yarısı telefonum çalıyor ve sevgilimin hastaneye kaldırıldığını öğreniyorum. Poli başka bir şehirdeydi ve ilk otobüssabaha karşı 04.00’daydı. Çaresiz bekledim ilk otobüs saatini ve sabah 06.00 civarlarında Poli’nin yaşadığı şehirde, yattığı hastanenin kapısının önündeydim. Arkadaşı gelip beni kapının önünden aldı. Acilin kapısından içeri girdik, uzun bir koridordan geçtikten sonra kapısında tel örgü bulunan bir odanın önünde durduk. Cezaevi koğuşuna benziyordu kapısı, üzerinde “Karantina Odası” yazıyordu. Ani refleksle kapıyı açtım, içeri daldım ve ona sarıldım sımsıkı. Öptüm onu. Kokladım. Göğsüme bastırdım. Bir yandan da dişlerimi sıkıyordum gözümden bir şeyler akmasın diye çünkü onu orada serumlara bağlı görmek benim kalbimi incitmişti. Peşimden hemşire geldi ve bu şekilde burada olmamın kendi sağlığım için tehlikeli olduğunu, odadan çıkmam gerektiğini söylüyordu. Odaya giren herkesin elinde eldiven, ağzında maske vardı korunmasız tek kişi bendim odadaki. “Hemşire hanım” dedim, “Ben sevgilisiyim siz ne anlarsınız ki? Mutluluğu bölüşmek kolay, mühim olan bir hastalığı da bölüşmek, o yüzden hasta olsam da sıkıntı yok, benim sorunum. En kötü onunla bir virüsü, hastalığı paylaşmış olurum.” 3 gün o odanın içinde Poli’yesarılıp uyudum, gündüzleri tekerlekli sandalyeye koyup bahçede dolaştırdım, görüntü nahoştu, arada ağladım ona çaktırmadan. Hiç hasta falan da olmadım. Belki Allah korudu, belki içimdeki sevginin mucizesi, bilemiyorum. 3 günümü o hastanede geçirdim ama korkum hiç aklıma gelmemişti. Fobim ortaya çıkmamıştı.

Poli iyileşti, bir süre sonra beni terk etti. Terk ettiği günün gecesinde çok içtim. Taksim İlkyardım Hastanesi’nin aciline gittim, hasta olduğum ya da alkol komasına girdiğim için değil. Kalbim kırıktı ama hastaneler kalp kırıklığını iyileştiremiyorlardı, biliyordum. Sadece o acile gidip orada oturmak, ağlamak istedim. Öyle de yaptım. Bütün gecem acilde geçti. İnsanları izledim, kahroldum. “Keşke hasta kalsaydın hep, ben yanında olsaydım, seni tekerlekli sandalyeyle dolaştırsaydım, razıydım ömrümü bir hastane odasında tüketmeye” diye sayıklayıp durdum kendi kendime. Ağlıyordum da. Sabaha karşı bir polis memuru yanaştı yanıma.

“Sen ne yapıyorsun burada?”

“Kalbim kırık memur bey”

“Kolun mu kırık?”

“Şey…”

“Ney oğlum? Hastan mı var?”

“Hayır… Şey, evet memur bey, kız arkadaşım hasta.”

Göz gezdirmek için elindeki listeyi çıkardı,

“Peki, kızın adı neydi?”

“Bilmem, hiç düşünmedim”

Hazırlıksız yakalanmıştım, ne diyeceğimi düşünemeden ağzımdan böyle bir şey çıkmıştı. Memur beni kolumdan tutup dışarı attıktan sonra bir sigara yaktım, Galata Kulesine doğru yürüdüm, her şeyin başladığı yere. Aklımda da hastane fobimi bir daha asla yenemeyeceğim düşüncesi vardı…

Batuhan Dedde

Ot Dergi, Haziran 2013

 

 

Tarih:Arşiv

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir